İSLAM'IN 5 ŞARTI VARDIR.
1-)KELİME-İ ŞEHADED
2-)NAMAZ KILMAK
3-)ORUÇ TUTMAK
4-)ZEKAT VERMEK
5-)HAC İBADETİNİ YERİNE GETİRMEK
İslam,sin lam mim harflerinden oluşan silm kökündendir.Anlamı; Teslim,sulh,sükun ve barış tır. Allah’uteala kur’anda,Allah’a yönelip(enab)teslim olmayı emrediyor.39 / ZUMER - 54 : Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. 22 / HAC - 34 : Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).
Ve Biz, bütün ümmetler için (kurban konusunda aynı) usulleri tayin ettik ki onlara, (Allah'ın) rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın İsmi'ni zikretsinler (Allah'ın İsmi ile kurbanları kessinler). O halde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh'tır. Öyleyse O'na teslim olun! Ve muhbitleri müjdele. Allah’ın teslim (İslam)emrini yerine getirenlerin özelliklerini veriyor Allah’uteala.22 / HAC - 35 : Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah'tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.2 / BAKARA - 208 : Yâ eyyuhellezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM'e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına (izlerine) tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır. Allah’utela,Ed dar (esmaülhüsnasından) olan kendi zatına davet ediyor.10 / YUNUS - 25 : Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.Sıratı Mustakîm : Allah'a (cc) ulaştıran yol Adem as dan peygamber(SAV) efendimize kadar gönderilen peygamberlerde kitaplarda aslı HANİF olan arapca adı İSLAM olan bir tek din üzerinedir.Başka bir din hiç olmamıştır.3 / AL-İ İMRAN - 19 : İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.2 / BAKARA - 131 : İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne).
Hani Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi.2 / BAKARA - 132 : Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
İbrâhîm de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yâkub da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz ölmeyin. Ancak Allah'a teslim olarak (ölün).” dedi.2 / BAKARA - 133 : Em kuntum şuhedâe iz hadara ya’kûbel mevtu, iz kâle li benîhi mâ ta’budûne min ba’dî kâlû na’budu ilâheke ve ilâhe âbâike ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ilâhen vâhidâ(vahiden) ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Yoksa Yâkub, ölüme hazır olduğu zaman: “(Ey yahudiler)! Siz orada şahit miydiniz?” Hani Yâkub, o zaman oğullarına: “Ben öldükten sonra kime kul olacaksınız?” dedi. Onlar da: “Senin ilâhına, ataların İbrâhîm, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan Tek İlâh'a kul olacağız. Zaten biz, O'na teslim olanlarız.” dediler.3 / AL-İ İMRAN - 85 : Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve kim İslâm'dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette "hüsranda olanlar"dan olur.10 / YUNUS - 84 : Ve kâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn(muslimîne).
Ve Musa (A.S) şöyle dedi: “Ey kavmim! Eğer siz, Allah'a âmenû olup (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler ve Allah'a), teslim olanlarsanız, artık O'na (Allah'a) tevekkül edin.”3 / AL-İ İMRAN - 52 : Fe lemmâ ehassa îsâ min humul kufre kâle men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), âmennâ billâh(billâhi), veşhed bi ennâ muslimûn(muslimûne).
Fakat İsa, onlardan inkâr hissedince “Allah'a (giden yolda) benim yardıcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a îman ettik (ruhumuzu ölmeden önce Allah'a ulaştırmayı diledik) ve bizim (Allah'a) teslim olduğumuza şahit ol.” dediler. İSLAM,Allah’a teslim olmaksa bu gün böyle bir fiilden bahsediliyormu? Hayır Bu günkü İslam anlayışı nedir? Namaz,oruç,hac,zekat ve kelimeişehadet. Bunlar nereden çıkmıştır? Zamanın alimleri tarafından bir hadise dayandırılarak koydukları bir kaidedir. Hangi hadise göre? Buhari 1.cild 8.hadis ve benzerlerine göre.Arapca aslı;Büniyelislam ala hamsin.şehadeti lailaheillallah,ve ikamessalat,ve itaezzekat,ve savmıramazan vel hac.Türkcesi; İslam beş şey üzerine bina edilmiştir.Kelimei şehadet,namaz,oruc,hac,zekat. Arapca aslına bakarsak,İslam beş şarttan ibarettir demiyor” İslam binası bu Beş şey üzerine bina dilmiştir diyor.Bu beş(ibadet) temeldir ama İslam binası değildir.Biz bunları gercekleştirdiğimiz zaman sadece temeli oluştururuz.Barınacak bizi koruyacak binamız henüz olmaz.O zaman onun üstüne bir bina inşa etmeliyiz.Bunlar birer aractır gereklidir ama YETERLİ DEĞİLDİR.Halbuki İSLAMIN ŞARTLARINI anlatan aynı hadis kitabında daha altı tane hadis var ama nedense bunu esas alarak şartlarını oluşturmuşlar.Diğer hadislere baktığımızda onların bir kısmının kur’ana parelel olduğunu görüyoruz. Buhari 1.cild 7.hadisEbu süfyan ve arkadaşları şam’a gittiğinde rum kayseri Hırakl,bunları davet ediyor ve onlara peygamber efendimizi soruyor.Ve neleri emrettiğini.Cevap olarak ta şöyle diyorlar;Tek olan Allah’a kul olunuz ve şirkten kurlulunuz(enta’budullahi velatüşrikebihi),dedelerinizin ibadetlerini terk ediniz,namazı kılın,sıdk’ı(sadaka vermeyi) ve affetmeyi emrediyor. Buradaki şartların değişik olduğunu görüyoruz.Nedir bunlar? 1-“Allah’a kul olmak ve şirkten kurtulmak” Her ne kadar hadis meallerinde “Allah’a ibadet etmek ve ibadetlerinde şirk koşmamak”olarak açıklanmışsada esas anlamı;ALLAH’A ABD (kul) OLMAK VE O’NA (Allah’a) ortak koşmamak.Zaten Allah’a kul olmak,otomatik olarak şirkten kurtulmak demektir, taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan kurtulmak devreden çıkarmaktır. 39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! Demekki,Allah’a kul olup şirkten kurtulmak (ortakları devreden çıkarmak) ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEKLE (enab olmakla) mümkündür.Kul olmak, otomatik olarak takva sahibi olmayı da gercekleştirir. 2 / BAKARA - 21 : Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz. Takva sahibi olmanın yolu ne idi;ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK (münib olmak) 30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. Allah’ın dininde KUL OLMAK, temel şarttır. 11 / HUD - 25 : Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
Ve andolsun ki; Nuh'u kendi kavmine gönderdik. Muhakkak ki ben, sizin için ifadesi açık ve kesin bir uyarıcıyım.11 / HUD - 26 : En lâ ta’budû illallâh(illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm(elîmin).
Allah'tan başkasına kul olmamanız için (açıkça uyaran bir uyarıcıyım.) Muhakkak ki ben, elîm (acı) günün azabının sizin üzerinize olmasından korkuyorum.11 / HUD - 2 : Ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr(beşîrun).
(Bu kitap), Allah'tan başkasına kul olmamanız içindir. Muhakkak ki ben, O'ndan (O'nun tarafından) sizin için bir uyarıcı ve müjdeciyim.11 / HUD - 3 : Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh(fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr(kebîrin).
Ve Rabbinizden mağfiret istemeniz, sonra O'na tövbe etmeniz, belirlenmiş bir zamana kadar sizi güzel bir meta ile metalandırması (geçindirmesi) ve her fazl sahibine, fazlını vermesi içindir. Ve eğer (geri) dönerseniz o zaman ben, büyük günün azabının sizin üzerinize olmasından korkarım.16 / NAHL - 51 : Ve kâlallâhu lâ tettehızû ilâheynisneyn(ilâheynisneyni), innemâ huve ilâhun vâhıd(vâhıdun), fe iyyâye ferhebûn(ferhebûne).
Ve Allah, şöyle dedi: “İki ilâh edinmeyin! O, sadece tek bir ilâhtır. O halde sadece Benden korkun!” 2-Atalarınızın dinini terk edin.Her dönem de Allah’ın kitabı olmasına rağmen daha önce ŞEYTANIN KANDIRIP ellerine verdiği dini ön planda tutmuşlardır.Peygamber efendimiz döneminde de yine öyle bir uygulama varki o na göre buyurmuştur efendimiz.Bu gün aynı “ataların dini uygulaması” yokmu? Var işte beş şart uygulaması.Peygamber efendimizin buyurduğu gibi”öyle bir gün gelecekki-islamın ismi kur’anın resmi kalacaktır,mescitler mamur ama içinde HİDAYET ten eser bulunmayacak”bu günler o günler ta yüzyıllar boyunca devam edegelen uygulama neticesi” HİDAYET nedir ?-Allah’a ulaşmaktır.2 / BAKARA - 120 : Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur. Bu günkü HİDAYET anlayışı nedir ? –Doğru yol,dosdoğru yol islamın yolu gibi yuvarlak sözler.A nlamı belli olmayan sözler nasıl gercekleştirileceği belli olmayan sözler çünkü ŞEYTAN öyle emrediyor,onu murad ediyor,insanlar ibadet etsinler ama o yaptıkları ibadetler onları kurtarmasın kendisi ile beraber cehenneme gitsinler,onun için HEDEF olarak kurtuluşa erdirecek filer yerine aracları hedef yapıp bir fasit dairenin içinde döndürüp durmak.Yani,sizin hedefiniz istanbula gitmek ama araç olarak ya otobüs ya otomobil ya ucak la eger hedefiniz belli değilse araclara binmeniz size bir şey kazandırmaz sadece oyalar.İşte ibadetler de eger hedefiniz yoksa sizi HİDAYETE erdirmiyorsa sadece oyalayacaktır siz bu dünya hayatındayken “her şeyin mükemmel olduğunu cennetlerden cennet beğenemdiğiniz bir durumdayken ölüm geldiğinde size GİDECEĞİNİZ YER (cennet se cennet cehennemse cehennem)gösterilir.O zaman geri dönmek yapmadığınız asılları yapmak istersiniz ama bu mümkün değildir,son pişmanlık fayda vermeyecektir.HEDEF nedir?-HİDAYET e ermek,TAKVA sahibi olmak,KUL OLMAK. Nasıl gercekleşecek ? Allah’a ulaşmayı dilemekle (münib,enab olmak.mülaki olmak Salih amel işlemek) 16 / NAHL - 28 : Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Melekler, nefslerine zulmedenleri vefat ettirecekleri zaman onlar teslim olurken: “Biz, bir kötülük yapmadık.” dediler. Hayır, muhakkak ki Allah, yapmış olduğunuz kötü amelleri en iyi bilendir.16 / NAHL - 29 : Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.16 / NAHL - 30 : Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).
Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir.16 / NAHL - 31 : Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihel enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn(muttekîne).
Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır.16 / NAHL - 32 : Ellezîne teteveffâhumul melâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun aleykumudhulûl cennete bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Melekler, onları tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler.32 / SECDE - 10 : Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne).
Ve dediler ki: "Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" Hayır, onlar, Rab'lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir.32 / SECDE - 11 : Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."32 / SECDE - 12 : Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
Ve keşke mücrimleri, Rab'lerinin huzurunda başlarını eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken) görseydin 3-Namaz kılmak 4-Sıdk-zekat vermek 5-Affetme Bir başka hadis,Buhari 1.cild 43.hadis Necidli birinin islamı sorması üzerine peygamber(SAV)efendimiz; “Bir gün bir gecedebeş vakit namaz,ramazan ayında oruc,zekat ve Allah’ı zikretmeyi emretmiş.O kişi de tabi olup gitmiş. Bu hadis te,hac yok ama bu günkü uygulamada olmayan “Allah’ı zikretmek”var ve en önemlisi Peygamber(SAV) efendimize tabiyet var.Eger şimdi de kim HİDAYET’in gercek anlamını(Allah’a ulaşmak olduğunu) idrak ederek(Allah’a ulaşmayı dileyerek) o nun varisleri olan “devrin imamlarına,içinde bulunduğu kavmin resullerine veya kendisine Allah’ın gösterdiği mürşidlere” tabi olurda bu ibadetleri yaparsa mutlaka İSLAM ı yaşar. Bir başka hadis,Buhari 1.cild 47.hadis(Cibril hadisi) Peygamber (SAV) efendimiz sahabe ile sohbeti esnasında beyaz elbiseli bir zat İSLAMI sorar,efendimiz şöyle buyurur;”Allah’a kul olup şirkten kurtulmak,namaz kılmak,zekat vermek ve ramazan orucunu tutmaktır” buyurmuştur.Burada yine “Allah’a kul olmak şirkten kurtulmak” var ama hac yok. Bir başka hadis,Buhari 1.cild 49.hadis Bahreynden gelen bir grup Peygamber(SAV)efendimize tabi olduktan sonra giderlerken,”biz kabilemize döndükten sonra onlara neyi buyurursunuzki onlarda cennete gitsinler? Peygamber (SAV) efendimiz buyurdularki; (İman’ı) emrettikten (Allah’a, meleklerine,o’na-Allah’a-mülaki olmaya,resullerine ve öldükten sonra dirilmeye ) sonra “namazı kılmak,oruc tutmak ve ganimetlerin humusunu vermektir(ganimetlerden elde edilenin beştebirini zekat olarak vermek) Bu hadiste önce imanı açıklıyor.Onun içinde ne var ? şu anda uygulamada olmayan ALLAH’A MÜLAKİ (ulaşma) OLMAK var. Bir başka hadis,Buhari/ 5.cild 687.hadis. Peygamber(SAV)efendimizin sohbetinde birisi şöyle diyor; Bana öyle bir ibadet söyleki bana öyle bir ibadet söyleki onunla ben cennete girebileyim.Peygamber efendimiz de; “Allah’a kul ol ve şirkten kurtul,namaz kıl,zekat ver ve er rahim olan ALLAH’a VASIL OL(Allah’a ulaş) Bu hadiste de yine kul olmak ve şirkten kurtulmak var ama en önemlisi “kur’an meallerinde bile anlamını değiştirdikleri ER RAHİM OLAN ALLAH’A VASIL OL”var.Vasıl olma,vuslattır,kavuşmaktır,ama –sıla-irahim-yani memleket ziyareti olarak heryerde anlam vermişler.Halbuki burada “EL RAHİM”e Allah’ın isimlerinden olan a vasıl ol buyruluyor.Bildikleri DİN de Allah’a ulaşma diye bir şey olmadığı için adamlar ne desinler olsa olsa SILA-İ RAHİM yani memleket ziyareti akraba ziyareti olabilir diye meallendirilmiş.Aynı hadis kitabında 6.cild 965.hadiste AKRABA ZİYARETİ var ama onun metininde gecen harfler değişiktir.Orada SILA-İ RAHİM-sad,lam,rı,mim-var ama bu hadiste;TASİLÜRRAHİYM-te,sad,lam,elif,lam,rı,ha,ye,mim-harfleri var.EL RAHİYM (Allah’a)e vasıl ol emri. Bir başka hadis,Buhari 1.cild 688.hadis Bir arap peygamber(SAV)efendimize “bana öyle bir ibadet buyurki ben onunla cennete gidebileyim”diyor.Efendimizde; Allah’a kul ol şirkten kurtul,namaz kıl,oruc tut,zekatını ver.Buyuruyor. Bu hadiste de kul olup şirkten kurtulma var ama hac yok.Hülasa olarak şu ortaya çıkıyor; Aynı kitapta bile birbirlerini tutmayan rivayetlerin var olduğunu gördük onun için en sağlam delil KUR’ANDIR.Allah’uteala lokman/6.7de a’raf/185 te casiye/5,6 da HADİSLERRİN durumunu açıklıyor.31 / LOKMAN - 6 : Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri(HADİS) satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.31 / LOKMAN - 7 : Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar).7 / A'RAF - 185 : E ve lem yanzurû fî melekûtis semâvâti vel ardı ve mâ halakallâhu min şey’in ve en asâ en yekûne kadıkterebe eceluhum, fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn(yu’minûne).
Onlar yerlerin, göklerin hükümranlığına (sünnetullaha, idaresine) ve Allah'ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimaline bakmıyorlar mı? Ondan sonra artık hangi söze(HADİSE) inanırlar (mü'min olurlar).45 / CASİYE - 6 : Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakkı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze(HADİSE) inanacaklar?45 / CASİYE - 7 : Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin).
Bütün yalancı günahkârların vay haline.45 / CASİYE - 8 : Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Kendisine okunan, Allah'ın âyetlerini işitir. Sonra onu işitmemiş gibi kibirlenerek israr eder. Artık onu, elîm azap ile müjdele.30 / RUM - 53 : Ve mâ ente bi hâdil umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne).
Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır.43 / ZUHRUF - 67 : El ehillâu yevme izin ba’duhum li ba’dîn aduvvun illel muttekîn(muttekîne).
İzin günü, takva sahipleri hariç, samimi dostlar birbirine düşmandır.43 / ZUHRUF - 68 : Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn(tahzenûne).
Ey kullarım! O gün size korku yoktur ve siz mahzun (da) olmayacaksınız.43 / ZUHRUF - 69 : Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn(muslimîne).
Onlar ki âyetlerimizle âmenû olmuşlardır ve (Allah'a) teslim olmuşlardır. Allah böyle söylüyorsa hadis kitaplarının hem kendi içinde hem diğerleriyle birbirini tutmayan yazılar varsa ki bu bir gercektir.O zaman yukarıda beyan olunduğu gibi KUR’AN kesin delildir ama kur’anı açıklayan,meallendiren,tefsir eden Allah tarafından tayin edildiği müddetce.Said-i nurs-i hz.11.şua 9.mesele…….bir Mabud-u Bilhak, o kitab-ı kebirin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'an-ı Samedanî'nin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüzbin hâşâ! DEMEKKİ KUR’ANI ANLATAN MÜRŞİD TEFSİR EDEN ELÇİ(RESUL) İNDİİLHİDEKİ(Allah’ın huzurunda kılınan namazın) İMAMLAR IN TAYİNİ ALLAH tarafından yapılır. Bunların hepsi Allah’ın üniversitesinin profesörleri docentleri öğretim üyeleridir.Kim de o üniversiteye girer tedrisatını tamamlarsa onlar bu kur’anı öğrenebilir,başkalarınada açıklamalar yapabilir onların kurtuluşlarına vesile olur.Onlar HADİSLERİ kullanmazlarmı mutlakaki kullanırlar ama kur’ana ölcerek çünkü hadisler peygamber efendimizden 100-150 yıl sonra aradan 4 nesil gectikten sonra ortaya çıkmıştır.O nun için RİVAYETLER in hepsi doğru değildir.Bu tedrisat için Allah’ın herkesi davet ettiği dininin temelinde “ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK”(enab olmak) var (zümer/54)te “..ve enibu ilarabbikum (ve rabbinize yönelin-ona ulaşmayı dileyin) ve eslimulehü (ve o’na Allaha teslim olun) İşte kim bu dileğin sahibi olursa o kişi mutlaka mürşidine tabi olur ve Allah’ın üniversitesine girmiş olur nefs inin tezkiyesi tamamlanır ruhu Allah’a ulaşırsa o kişi kur’anı öğrenmeye başlar.Peygamber efendimiz zamnında da böyle olmuş daha sonraki devirlerde de.Peygamber efendimiz dönemine ait ayetikerime;2 / BAKARA - 151 : Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.Daha sonraki dönemlere ait ayetikerimeler;62 / CUMA - 2 : Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.62 / CUMA - 3 : Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; Azîz'dir (üstündür), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).Demekki RESULLER,her devirde var.Bu ayet acık olarak Peygamber(sav) döneminden sonra gelecek resullerden bahsediyor.Ve sadece Allah’ın rızasına tabi olanların bu gerceğin farkında olduğunu o resullere ulaştığını görüyoruz.3 / AL-İ İMRAN – 1 62 : E femenittebea rıdvânallâhi ke men bâe bi sehatin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
Artık, Allah'ın rızasına tâbî olan kimse, Allah'dan gazaba uğramış ve barınacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Ve (o) ne kötü varış yeri.3 / AL-İ İMRAN - 163 : Hum derecâtun indallâh(indallâhi), vallâhu basîrun bi mâ ya’melûn(ya’melûne).
Onların (Allah'ın rızasına tâbî olanların) kazandıkları dereceler, Allah'ın katındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir.3 / AL-İ İMRAN - 164 : Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O'nun (Allah'ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler. Şimdi diyeceksinizki biz kur’anı bilmiyoruz,bu güne kadar gelmiş gecmiş alimlerde farklı yazmışlar, kimin doğru kimin yanlış söylediğini de anlayamayız o zaman biz nasıl bir yol izlememiz lazım ? Haklısınız ama bir gercek var ortada o da kur’an gerceği.Yukarıda kur’anı bilen ve anlatanlardan bahsettik.Onlara ulaşmanın yollarını da şimdi acıklayalım.Bütün insanlar her an imtihandadır imtihan bizim irademizin dışında olan olaylardır.Bu imtihanlara dücar olduğumuzda ki o bizim için hayırdır. NEFS isyan etmemizi (o hayrı örtmemizi-küfretmemizi) RUH da şükretmemizi aklımıza telkin eder.Eğer şükredersek Allah bizden razı olacaktır.Eğer küfredersek Allah bizim için bizden razı olmayacaktır. 39 / ZUMER - 7 : İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani'dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir. Şükrettiğimizde Allah bizden razı oluyorsa o zaman biz Allah’ın rızasına tabi olduğumuzda ne olur ? 5 / MAİDE - 16 : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır). Bu teslim yollarının başında devrin imamı vardır(ya bir nebi resul imam veya veli resul imam) veya bir kavim resulü veya bir mürşid bütün insanları Allah’a teslim olmaya davet eder.(radyo,tv,konferans,sohbetle) Sadece Allah’ın ayetleriyle açıklamalar yaparlar.Kim o açıklamalara Allah’ın rızasına tabi olarak muhatap olursa oradaki açıklamaların Allah tan bir hak olduğunu idrak eder.Çünkü Allah o kişinin kalbine ayetleri idrak edecek İHBAT koyar. 22 / HAC - 54 : Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir. O kişi “Allah’a ulaşmanın var olduğunu farz olduğunu ve kendisinin bunu gercekleştirmesinin gereğini idrak ederek”ALLAH’A ULAŞMAYI DİLER (hidayete ermeyi diler münib olur).13 / RAD - 27 : …. ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
….. ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”42 / ŞURA - 13 :… allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
….. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır). Allah’a ulaşmayı dileyeni Allah kendine hidayet edeceğini murat ediyor.Kendine hidayet etmeyi murad ettiği kişiye ne vaat ediyor ?6 / EN'AM - 125 : Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir. İşte islamın temeli “Allah’a ulaşmayı dilemekle oluşan”GÖĞSÜN İSLAMA AÇILMASIDIR.Göğsün açılmasıyla kişi rabbinden bir nur üzere olur.39 / ZUMER - 22 : E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler. Maide suresinin 16.ayetikerimesinde nediyordu Allah’uteala onları zulmetten nura çıkarır ve sıratımustakime (Allah’a ulaşan yola) hidayet eder. Sıratımustakim,aynı zamanda üzerine Allah’ın nimet verdiklerinin yoludur yani resullerin,mürşidlerin yoludur.1 / FATİHA - 6 : İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır)1 / FATİHA - 7 : Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı'nın ruhunu) ni'met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.4 / NİSA - 69 : Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ(refîkan).
Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır. Sıratımustakime hidayet ettik demekle Allah’a ulaşmayı dileyenlerin rablerinden bir nur üzere olmaları onları huşu sahibi kılacak ve hacet namazı kılarak İRŞAD MAKAMINI Allah tan sorarak o na ulaşırlar.2 / BAKARA - 45 : Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.istiane : Yalnız Allah'tan(cc) istenen yardım 2 / BAKARA - 46 : Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar Bu farzmıdır ? evet.5 / MAİDE - 35 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. İrşad makamına tabi olduğunda yapılan tövbe merasiminin ardından verilen ibadetlerle o kişinin nefs inin tezkiyesine parelel ruhu Allah’a ulaşır ve HİDAYETE ermiş olur.Daha sonra zikrini 18 saate çıkardığında “fizik vücudunu” teslim eder.24 saat zikre ulaştığında “nefs”ini teslim eder.daha sonra “irşad”a ulaşarak Nasuh tövbesinden sonrada “iradesini”teslim ederek İRŞAD’A MEMUR VE MEZUN emriyle MÜRŞİD olur.Bu konuda bize örnek,Peygamber (sav) efendimiz ve sahabedir.Onlar da aynı şekilde 7 safhada 4 teslimi gercekleştirmişlermidir.El cevap;Evet… Hepsi Allah’a ulaşmayı dilemişler. 39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! Hepsi kainatın enbüyük mürşidine tabi olmuşlar.7 / A'RAF - 157 : Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir. Hepsi o ümmi resul ve nebiye tabi olmuşlar ve HİDAYETE ERMİŞLER (ruhlarını Allah’a teslim etmişler)7 / A'RAF - 158 : Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).
De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.” Hepsi fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişler.3 / AL-İ İMRAN - 20 : Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir. Hepsi zikridaime ulaşıp ululelbab olmuşlar ve nefs’lerini teslim etmişler.39 / ZUMER - 18 : Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).2 / BAKARA - 136 : Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm'e İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O'na teslim olanlarız.”Hepsi irşada ulaşmışlar muhlis olmuşlar.49 / HUCURAT - 7 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.2 / BAKARA - 139 : Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”Hepsi hakkıyla takva sahibi olmuşlar ve iradelerini de teslim emişler İRŞADA MEMUR VE MEZUN OLMUŞLAR.3 / AL-İ İMRAN - 102 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!9 / TEVBE - 100 : Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır. Demekki İSLAM,Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan göğsün İslam a açılmasyla bir NUR ÜZERE olmasıyla devam eden yedi safhada dört teslimin tamamlanmasıyla gercekleşen Allah’ın dinidir.Ama bu 4 teslimi belki herkes gercekleştiremez ancak birinci teslim olan RUHUN TESLİMİNİ herkes sadece bir dilekle”Allah’a ulaşmayı dilemekle”gercekleştirebilir.Çünkü dilek bizden hidayete erdirmek yani ruhun Allah’a ulaştırılması ona teslim olması Allah’a aittir (şura/13,rad/27) ve biz 3.kat cennetin sahibi oluruz.Eger böyle bir dileğin sahibi olmazsak ne olur ? 1-Kalbimiz nur üzere olmaz kasiyet sahibi olarak dalalette kalır ve cehennemlik oluruz,dünya saadeti de oluşmaz (zümer/22) 2-Takva sahibi olamaz dolayısıyla cehennemlik oluruz,Allah tan bir ikramımız da olmaz (rum/31,hucurat/13) 3-Ruhumuz dünyadayken teslim olmazsa ölümle teslim olacaktır o zaman da bizim için hayır olmayacak 3 / AL-İ İMRAN - 83 : E fe gayre dînillâhi yebgûne ve lehû esleme men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve ileyhi yurceûn(yurceûne).
Onlar, hâlâ Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav'an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na teslim oldular ve onlar, O'na (Allah'a), geri döndürülecekler. İşte Allah’a ulaşmayı dileyerek TAKVA sahibi olmuş ve enazından ruh larını teslim etmiş olanların ölümüyle Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin dolayısıyla teslimiyetlerini gercekleştirmiyenlerin ölümünün farklı olduğu ve o zaman teslim oldukları aşağıdaki ayetlrde acıklanıyor.16 / NAHL - 28 : Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Melekler, nefslerine zulmedenleri vefat ettirecekleri zaman onlar teslim olurken: “Biz, bir kötülük yapmadık.” dediler. Hayır, muhakkak ki Allah, yapmış olduğunuz kötü amelleri en iyi bilendir.16 / NAHL - 29 : Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.16 / NAHL - 30 : Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).
Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir.16 / NAHL - 31 : Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihel enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn(muttekîne).
Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır.16 / NAHL - 32 : Ellezîne teteveffâhumul melâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun aleykumudhulûl cennete bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Melekler, onları(takva sahiplerini) tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler. Yine Allah’a ulaşmayı inkar edenlerin durumu (ruhlarının ölümle döndürülmeleri) ve ölümle farkına vardıkları ama geriye dönüşün mümkün olmadığı aşağıdaki ayetlerde açıklanıyor. 32 / SECDE - 10 : Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne).
Ve dediler ki: "Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" Hayır, onlar, Rab'lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir.32 / SECDE - 11 : Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."32 / SECDE - 12 : Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
Ve keşke mücrimleri, Rab'lerinin huzurunda başlarını eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken) görseydin. 4-Gavin(Azgın)lerden,müşriklerden oluruz (rum/31,bakara/256) 5-Allah’ın dostlarından olamayız.Tagut un dostu oluruz (bakara/257) 6-Hak mü’min olamayız,bizi kurtuluşa ulaştırmayacak iman sahibi oluruz (enam/158) 7-Nefs lerindeki afetler hükümferma olması sebebiyle (tezkiye işlemi olmadığı için) Dünya ve Ahret saadeti kesinlikle oluşamaz. Halbuki zümer/54 te İSLAM ın teslim olmak olduğu ve temelinin sadece bir dilekle “RABBİNİZE ENAB OLUN”emrine riayet ederek “rabbimize yönelip o na ulaşmayı o na teslim olmayı”kalben dilemektir.
KAYNAK:Ferhat Bastug